كَانَتِ الْمَدِينَةُ عَظِيمَةً وَمُزْدَهِرَةً فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ.
Şehir, antik çağlarda büyük ve müreffeh idi.
كَانَتِ الْمَدِينَةُ عَظِيمَةً وَمُزْدَهِرَةً فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ.
Şehir, antik çağlarda büyük ve müreffeh idi.
رَأَيْنَا مِنَ النَّافِذَةِ جَبَلًا عَظِيمًا خَلْفَ الْقَرْيَةِ، وَكَانَتْ قِمَّتُهُ بَيْضَاءَ.
Pencereden köyün arkasında muazzam bir dağ gördük ve tepesi beyazdı.
فِي حَدِيقَةِ الْحَيَوَانَاتِ رَأَى الْأَطْفَالُ فِيلًا عَظِيمًا وَفَرِحُوا كَثِيرًا.
Hayvanat bahçesinde çocuklar devasa bir fil gördü ve çok sevindi.
müthiş, yüce, ulu, görkemli, yaman, şanlı, ihtişamlı, celil, heybetli, kebir, alayişli, fehametli, haşmetli, mehabetli, azametli