لَا يُوجَدُ عِوَجٌ فِي هَذَا التَّصْمِيمِ، فَهُوَ مِثَالِيٌّ.
Bu tasarımda bir kusur yok, mükemmel.
لَا يُوجَدُ عِوَجٌ فِي هَذَا التَّصْمِيمِ، فَهُوَ مِثَالِيٌّ.
Bu tasarımda bir kusur yok, mükemmel.
لَاحَظْتُ عِوَجًا طَفِيفًا فِي الْحَائِطِ بَعْدَ الزِّلْزَالِ.
Depremden sonra duvarda hafif bir eğrilik fark ettim.
تَسَبَّبَ عِوَجُ الطَّرِيقِ فِي صُعُوبَةِ الْقِيَادَةِ فِي اللَّيْلِ.
Yolun yamukluğu gece sürüşü zorlaştırdı.
أَعْوَجَتِ الرِّيَاحُ اللَّافِتَةَ وَكَادَتْ أَنْ تُسْقِطَهَا عَلَى الْأَرْضِ.
Rüzgar, tabelayı eğriltti ve neredeyse yere düşürecekti.
eğritmek