غَلِم

كَانَ الغُلَامُ يَلْعَبُ بِالكُرَةِ فِي الحَدِيقَةِ بِسَعَادَةٍ.

Delikanlı bahçede topla mutlu bir şekilde oynuyordu.

رَأَيْتُ غُلَامًا صَغِيرًا يَبِيعُ المَنَادِيلَ فِي الشَّارِعِ.

Sokakta mendil satan küçük bir oğlan çocuğu gördüm.

يَتَدَرَّبُ الغُلَامُ فِي الوِرْشَةِ لِيُصْبِحَ حِرَفِيًّا مَاهِرًا.

Çırak, usta bir zanaatkar olmak için atölyede eğitim görüyor.