رَأَيْتُ فَأْرًا صَغِيرًا فِي الْمَطْبَخِ.
Mutfakta küçük bir fare gördüm.
رَأَيْتُ فَأْرًا صَغِيرًا فِي الْمَطْبَخِ.
Mutfakta küçük bir fare gördüm.
فَارَ الْمَاءُ فِي الْقِدْرِ.
Su tencerede kaynadı.
عِنْدَمَا تَسَاقَطَتْ قَطَرَاتُ الْمَاءِ عَلَى الْمِقْلَاةِ، بَدَأَ الزَّيْتُ يَفُورُ.
Tavaya su damladığında yağ cozurdamaya başladı.
fokurdamak
الْجُنْدِيُّ الْفَارُّ يُوَاجِهُ عُقُوبَةً شَدِيدَةً.
Firari asker ağır bir cezayla karşı karşıya.