فَاضَ النَّهْرُ بَعْدَ الْأَمْطَارِ الْغَزِيرَةِ الَّتِي اسْتَمَرَّتْ طِوَالَ اللَّيْلِ
Nehir, bütün gece süren şiddetli yağmurlardan sonra taştı.
فَاضَ النَّهْرُ بَعْدَ الْأَمْطَارِ الْغَزِيرَةِ الَّتِي اسْتَمَرَّتْ طِوَالَ اللَّيْلِ
Nehir, bütün gece süren şiddetli yağmurlardan sonra taştı.
فَاضَ قَلْبِي بِالْفَرَحِ عِنْدَمَا رَأَيْتُ أَصْدِقَائِي قَادِمِينَ لِزِيَارَتِي.
Arkadaşlarımın beni ziyarete geldiğini görünce kalbim sevinçle dolup taştı.
فَاضَتْ مَشَاعِرُهُ بِالْحُبِّ تِجَاهَ عَائِلَتِهِ فِي ذَلِكَ الْيَوْمِ الْمُمَيَّزِ.
O özel günde ailesine karşı sevgiyle coştu.
su basmak, galeyan etmek, çağlamak, azmak