فَتَنَتِ الْمَدِينَةُ الْقَدِيمَةُ السُّيَّاحَ بِتَارِيخِهَا الْعَرِيقِ وَمَعَالِمِهَا الْأَثَرِيَّةِ الْجَمِيلَةِ.
Eski şehir, zengin tarihi ve güzel tarihi eserleriyle turistleri cezbetti.
فَتَنَتِ الْمَدِينَةُ الْقَدِيمَةُ السُّيَّاحَ بِتَارِيخِهَا الْعَرِيقِ وَمَعَالِمِهَا الْأَثَرِيَّةِ الْجَمِيلَةِ.
Eski şehir, zengin tarihi ve güzel tarihi eserleriyle turistleri cezbetti.
فَتَنَتْهُ عَيْنَاهَا الزَّرْقَاوَانِ بِبَرِيقِهَا السَّاحِرِ الَّذِي لَا يُقَاوَمُ.
Mavi gözleri, karşı konulmaz büyüleyici parlaklığıyla onu büyüledi.
يُحَاوِلُ الشَّيْطَانُ أَنْ يَفْتِنَ النَّاسَ بِالْمَلَذَّاتِ الدُّنْيَوِيَّةِ لِيَبْتَعِدُوا عَنْ طَرِيقِ الْحَقِّ.
Şeytan, insanları doğru yoldan uzaklaştırmak için dünyevi zevklerle ayartmaya çalışır.
teshir etmek, efsunlamak, afsunlamak, meftun etmek