غَمَرَنِي الْفَرَحُ عِنْدَمَا عَلِمْتُ بِنَجَاحِ ابْنِي فِي الِامْتِحَانِ.
Oğlumun sınavda başarılı olduğunu öğrendiğimde sevince boğuldum.
غَمَرَنِي الْفَرَحُ عِنْدَمَا عَلِمْتُ بِنَجَاحِ ابْنِي فِي الِامْتِحَانِ.
Oğlumun sınavda başarılı olduğunu öğrendiğimde sevince boğuldum.
شَعَرْتُ بِفَرَحٍ كَبِيرٍ عِنْدَمَا رَأَيْتُ أَصْدِقَائِي الْقُدَامَى.
Eski arkadaşlarımı gördüğümde büyük bir neşe duydum.
meserret, sevinme, sürur
فَرِحَ الْأَطْفَالُ كَثِيرًا عِنْدَمَا رَأَوْا هَدَايَاهُمْ.
Çocuklar hediyelerini görünce çok mutlu oldular.
sevinmek, şad olmak, neşelenmek, mutlanmak
كَانَ الْأَطْفَالُ فَرِحِينَ جِدًّا بِالْهَدَايَا الَّتِي تَلَقَّوْهَا فِي الْعِيدِ.
Çocuklar bayramda aldıkları hediyelerden çok mutlu oldular.
كَانَتِ الْأَجْوَاءُ فِي الْحَفْلِ فَرِحَةً وَمُبْهِجَةً.
Partideki atmosfer neşeli ve keyifliydi.
sevinçli