جَلَسَ الْعُصْفُورُ عَلَى فَرْعِ الشَّجَرَةِ يُغَرِّدُ بِصَوْتٍ جَمِيلٍ.
Kuş, ağacın dalına oturmuş güzel bir sesle ötüyordu.
جَلَسَ الْعُصْفُورُ عَلَى فَرْعِ الشَّجَرَةِ يُغَرِّدُ بِصَوْتٍ جَمِيلٍ.
Kuş, ağacın dalına oturmuş güzel bir sesle ötüyordu.
افْتَتَحَ الْبَنْكُ فَرْعًا جَدِيدًا فِي الْمَدِينَةِ.
Banka şehirde yeni bir şube açtı.
يَهْتَمُّ بِدِرَاسَةِ فَرْعِ الْهَنْدَسَةِ الْمَدَنِيَّةِ فِي الْجَامِعَةِ.
Üniversitede inşaat mühendisliği branşını okumakla ilgileniyor.
kol, kısım, türev, acente, uzantı, sürgün
يَجِبُ أَنْ نُفَرِّعَ الْمَوْضُوعَ لِكَيْ نُغَطِّيَ جَمِيعَ جَوَانِبِهِ.
Konunun tüm yönlerini kapsamak için onu dallandırmalıyız.