ارْتَدَتِ الْعَرُوسُ فُسْتَاناً فِضِّيّاً لَامِعاً فِي حَفْلِ زِفَافِهَا الْكَبِيرِ.
Gelin, büyük düğününde parlak gümüş bir elbise giydi.
ارْتَدَتِ الْعَرُوسُ فُسْتَاناً فِضِّيّاً لَامِعاً فِي حَفْلِ زِفَافِهَا الْكَبِيرِ.
Gelin, büyük düğününde parlak gümüş bir elbise giydi.
أَعْجَبَتْنِي السَّيَّارَةُ الْفِضِّيَّةُ الْجَدِيدَةُ الَّتِي اشْتَرَاهَا صَدِيقِي مُؤَخَّراً.
Arkadaşımın son zamanlarda satın aldığı yeni gümüş rengi arabayı beğendim.
gümüşsü, gümüşi, arjante