تَلَطَّخَتِ اليَدُ بِاللَّوْنِ القَانِي بَعْدَ العَمَلِ فِي الحَدِيقَةِ.
Bahçede çalıştıktan sonra el al rengine bulandı.
تَلَطَّخَتِ اليَدُ بِاللَّوْنِ القَانِي بَعْدَ العَمَلِ فِي الحَدِيقَةِ.
Bahçede çalıştıktan sonra el al rengine bulandı.
عِنْدَ غُرُوبِ الشَّمْسِ، يُصْبِحُ لَوْنُ السَّمَاءِ قَانِياً وَجَمِيلاً.
Güneş batarken gökyüzünün rengi kızıl ve güzel olur.
كَانَ لَوْنُ الْوَرْدَةِ قَانِيًا جِدًّا وَجَذَّابًا فِي الْحَدِيقَةِ.
Gülün rengi bahçede çok koyu kırmızı ve çekiciydi.