قَرَّرَ الْمُدِيرُ أَنْ يُؤَجِّلَ الِاجْتِمَاعَ بِسَبَبِ الظُّرُوفِ الْجَوِّيَّةِ السَّيِّئَةِ الَّتِي تُؤَثِّرُ عَلَى الْحُضُورِ.
Müdür, kötü hava koşulları nedeniyle toplantıyı ertelemeye karar verdi.
قَرَّرَ الْمُدِيرُ أَنْ يُؤَجِّلَ الِاجْتِمَاعَ بِسَبَبِ الظُّرُوفِ الْجَوِّيَّةِ السَّيِّئَةِ الَّتِي تُؤَثِّرُ عَلَى الْحُضُورِ.
Müdür, kötü hava koşulları nedeniyle toplantıyı ertelemeye karar verdi.
قَرَّرَ الْفَرِيقُ الطِّبِّيُّ نَوْعَ الْعِلَاجِ الْأَنْسَبَ لِحَالَةِ الْمَرِيضِ بَعْدَ الْفُحُوصَاتِ.
Tıbbi ekip, muayenelerden sonra hastanın durumu için en uygun tedaviyi belirledi.
tayin etmek, irade etmek, karar kılmak, hükme varmak, ittihaz etmek, kararlaştırmak, vazetmek