الْمَسْرَحُ هُوَ مَكَانُ الْفَنِّ وَالْإِبْدَاعِ.
Sahne, sanat ve yaratıcılık yeridir.
الْمَسْرَحُ هُوَ مَكَانُ الْفَنِّ وَالْإِبْدَاعِ.
Sahne, sanat ve yaratıcılık yeridir.
أُحِبُّ الذَّهَابَ إِلَى الْمَسْرَحِ لِمُشَاهَدَةِ الْعُرُوضِ.
Gösterileri izlemek için tiyatroya gitmeyi seviyorum.
oditoryum, şano
عَادَ الْجُنْدِيُّ الْمُسَرَّحُ إِلَى قَرْيَتِهِ.
Terhis edilmiş asker köyüne döndü.
وَجَدَ الْعَامِلُ الْمُسَرَّحُ عَمَلًا جَدِيدًا.
İşten çıkarılmış işçi yeni bir iş buldu.