كَانَتْ أَفْكَارُهُ مُشَتَّتَةً بِسَبَبِ كَثْرَةِ الْمَشَاكِلِ الَّتِي يُوَاجِهُهَا فِي الْعَمَلِ.
İş yerinde karşılaştığı sorunların çokluğundan dolayı düşünceleri dağınıktı.
كَانَتْ أَفْكَارُهُ مُشَتَّتَةً بِسَبَبِ كَثْرَةِ الْمَشَاكِلِ الَّتِي يُوَاجِهُهَا فِي الْعَمَلِ.
İş yerinde karşılaştığı sorunların çokluğundan dolayı düşünceleri dağınıktı.
الْأَوْرَاقُ كَانَتْ مُشَتَّتَةً عَلَى الْأَرْضِ بَعْدَ الْعَاصِفَةِ
Fırtınadan sonra kağıtlar yere yayılmıştı.
الطُّلَّابُ كَانُوا مُشَتَّتِينَ أَثْنَاءَ الدَّرْسِ بِسَبَبِ الضَّوْضَاءِ فِي الْخَارِجِ
Dışarıdaki gürültü yüzünden öğrenciler ders sırasında dikkatleri dağılmıştı.
müteferrik
صَوْتُ الْهَاتِفِ مُشَتِّتٌ أَثْنَاءَ الدِّرَاسَةِ.
Telefon sesi ders çalışırken çeldiricidir.