كَانَ الْقَمَرُ مُضِيئًا بِشَكْلٍ خَاصٍّ فِي تِلْكَ اللَّيْلَةِ الصَّافِيَةِ.
O berrak gecede ay özellikle parlaktı.
كَانَ الْقَمَرُ مُضِيئًا بِشَكْلٍ خَاصٍّ فِي تِلْكَ اللَّيْلَةِ الصَّافِيَةِ.
O berrak gecede ay özellikle parlaktı.
كَانَ وَجْهُهَا مُضِيئًا بِالْفَرَحِ عِنْدَمَا سَمِعَتِ الْخَبَرَ السَّارَّ.
Müjdeli haberi duyduğunda yüzü sevinçten aydınlıktı.
الْمَدِينَةُ تَبْدُو مُضِيئَةً وَجَمِيلَةً فِي اللَّيْلِ بِفَضْلِ الْأَضْوَاءِ.
Şehir, ışıklar sayesinde gece ışıklı ve güzel görünüyor.
aydınlatıcı, nurlu, nurani, ziyalı, ziyadar