يَحْكُمُ الْمَلِكُ الْبِلَادَ بِحِكْمَةٍ وَعَدْلٍ مُنْذُ سَنَوَاتٍ عَدِيدَةٍ.
Kral, ülkeyi uzun yıllardır bilgelik ve adaletle yönetiyor.
يَحْكُمُ الْمَلِكُ الْبِلَادَ بِحِكْمَةٍ وَعَدْلٍ مُنْذُ سَنَوَاتٍ عَدِيدَةٍ.
Kral, ülkeyi uzun yıllardır bilgelik ve adaletle yönetiyor.
كَانَ الْمَلِكُ مَحْبُوبًا مِنْ شَعْبِهِ بِسَبَبِ رِعَايَتِهِ لَهُمْ.
Hükümdar, halkına gösterdiği özen nedeniyle halkı tarafından seviliyordu.
sultan, melik, şehriyâr
يَمْلِكُ الرَّجُلُ مَنْزِلًا كَبِيرًا فِي الرِّيفِ وَ سَيَّارَةً فَاخِرَةً.
Adamın kırsalda büyük bir evi ve lüks bir arabası var.
مَلَكَ الرَّجُلُ الْعَقَارَ بِمُوجِبِ عَقْدٍ رَسْمِيٍّ.
Adam mülke resmî bir sözleşmeyle malik oldu.
رَأَى الطِّفْلُ مَلَكًا فِي حُلْمِهِ.
Çocuk rüyasında bir melek gördü.
طَالَ مُلْكُ الْخَلِيفَةِ سِنِينَ كَثِيرَةً.
Halifenin hükümranlığı uzun yıllar sürdü.
مَلَّكَ الْأَبُ ابْنَهُ الْبَيْتَ.
Baba evi oğluna temlik etti.
mülk vermek