مَلَامِحُ وَجْهِهِ تُشْبِهُ مَلَامِحَ أَبِيهِ.
Yüz hatları babasınınkine benziyor.
مَلَامِحُ وَجْهِهِ تُشْبِهُ مَلَامِحَ أَبِيهِ.
Yüz hatları babasınınkine benziyor.
مِنْ أَهَمِّ مَلَامِحِ هَذِهِ الْمَرْحَلَةِ التَّطَوُّرُ التِّقْنِيُّ.
Bu dönemin en önemli belirgin özelliklerinden biri teknolojik gelişmedir.
كَانَتْ كَلِمَاتُهُ مُلَمِّحَةً إِلَى وُجُودِ مُشْكِلَةٍ أَكْبَرَ فِي الشَّرِكَةِ.
Sözleri şirkette daha büyük bir sorun olduğuna işaret ediyordu.
اسْتَخْدَمَ الْكَاتِبُ أُسْلُوبًا مُلَمِّحًا لِإِيصَالِ أَفْكَارِهِ لِلْقَارِئِ.
Yazar, düşüncelerini okuyucuya iletmek için dolaylı bir üslup kullandı.