ارْتَفَعَ الْمَوْجُ فِي الْبَحْرِ بِسَبَبِ الْعَاصِفَةِ.
Fırtına nedeniyle denizde dalgalar yükseldi.
ارْتَفَعَ الْمَوْجُ فِي الْبَحْرِ بِسَبَبِ الْعَاصِفَةِ.
Fırtına nedeniyle denizde dalgalar yükseldi.
مَوَّجَتِ الرِّيَاحُ سَنَابِلَ الْقَمْحِ فِي الْحَقْلِ، مِمَّا خَلَقَ مَنْظَرًا جَمِيلاً.
Rüzgar, tarladaki başakları dalgalandırarak güzel bir görüntü oluşturdu.
çalkandırmak