لَمْ يَتَبَقَّ سِوَى نُتْفَةٍ صَغِيرَةٍ مِنَ الْكَعْكَةِ.
Pastadan sadece küçük bir parça kaldı.
لَا يُوجَدُ نُتْفَةُ شَكٍّ فِي كَلَامِهِ.
Onun sözlerinde zerre şüphe yok.
أَكَلَ الطَّائِرُ نُتْفَةَ الْخُبْزِ.
Kuş ekmek kırıntısını yedi.
bir tutam