أُلْقِيَتِ النِّثَارُ الْمُلَوَّنَةُ عَلَى الْعَرُوسِ وَالْعَرِيسِ فِي حَفْلِ الزِّفَافِ.
Düğünde gelin ve damadın üzerine renkli konfetiler atıldı.
أُلْقِيَتِ النِّثَارُ الْمُلَوَّنَةُ عَلَى الْعَرُوسِ وَالْعَرِيسِ فِي حَفْلِ الزِّفَافِ.
Düğünde gelin ve damadın üzerine renkli konfetiler atıldı.
كَانَ هُنَاكَ نِثَارٌ مِنَ الرَّمَادِ بَعْدَ الْحَرِيقِ.
Yangından sonra kül döküntüsü vardı.
كَانَ هُنَاكَ نِثَارٌ مِنَ الْأَوْرَاقِ الْمُتَسَاقِطَةِ فِي كُلِّ مَكَانٍ.
Her yerde düşen yaprakların saçıntısı vardı.
Ayrıca: serpinti