النَّحْتُ هُوَ فَرْعٌ فَنِّيٌّ قَدِيمٌ جِدًّا.
Heykelcilik, çok eski bir sanat dalıdır.
النَّحْتُ هُوَ فَرْعٌ فَنِّيٌّ قَدِيمٌ جِدًّا.
Heykelcilik, çok eski bir sanat dalıdır.
النَّحْتُ هُوَ فَنٌّ يَتَطَلَّبُ الْمَوْهِبَةَ وَالصَّبْرَ.
Heykeltıraşlık, yetenek ve sabır gerektiren bir sanattır.
kazım, oyum, oyma, kazdırma, kazıyış, yontulma, oyulma, oyuluş, oyuş, oydurma, yonulma, modelaj, yontma, yonma
يَقُومُ الْفَنَّانُ بِنَحْتِ التَّمَاثِيلِ الْجَمِيلَةِ مِنَ الْخَشَبِ وَالْحَجَرِ بِاسْتِخْدَامِ أَدَوَاتٍ خَاصَّةٍ.
Sanatçı, özel aletler kullanarak ahşap ve taştan güzel heykeller oyuyor.
نَحَتَ النَّحَّاتُ تِمْثَالًا رَائِعًا مِنَ الرُّخَامِ الْأَبْيَضِ فِي وَرْشَتِهِ الصَّغِيرَةِ.
Heykeltıraş, küçük atölyesinde beyaz mermerden harika bir heykel yonttu.
kazımak, hakketmek, yontulmak, yonulmak, yongalamak, yonmak