يَفْخَرُ الرَّجُلُ بِنَسَبِهِ الْعَرِيقِ الَّذِي يَعُودُ إِلَى قَبَائِلَ قَدِيمَةٍ.
Adam, eski kabilelere dayanan köklü soyuyla gurur duyuyor.
يَفْخَرُ الرَّجُلُ بِنَسَبِهِ الْعَرِيقِ الَّذِي يَعُودُ إِلَى قَبَائِلَ قَدِيمَةٍ.
Adam, eski kabilelere dayanan köklü soyuyla gurur duyuyor.
silsile, soyluluk, hısımlık
لَيْسَ مِنَ الصَّوَابِ أَنْ نَنْسُبَ هَذَا النَّجَاحَ إِلَى الحَظِّ فَقَطْ، لَقَدْ عَمِلْنَا بِجِدٍّ.
Bu başarıyı sadece şansa nispet etmek doğru olmaz, çok çalıştık.
ilişkilendirmek, yakıştırmak, atfetmek