حَذَّرَتْنَا الشُّرْطَةُ مِنَ النَّشْلِ فِي الزِّحَامِ.
Polis bizi kalabalıkta yankesiciliğe karşı uyardı.
حَذَّرَتْنَا الشُّرْطَةُ مِنَ النَّشْلِ فِي الزِّحَامِ.
Polis bizi kalabalıkta yankesiciliğe karşı uyardı.
cepçilik, kapkaç, kapkaççılık, sirkat, tırtıkçılık
نَشَلَ الطَّبِيبُ السِّنَّ الْمَخْلُوعَ بِسُهُولَةٍ دُونَ أَنْ يَشْعُرَ الْمَرِيضُ بِأَلَمٍ كَبِيرٍ.
Doktor, sallanan dişi hastanın büyük bir acı hissetmesine neden olmadan kolayca çekti.
نَشَلَ النَّشَّالُ مَحْفَظَةَ السَّائِحِ الْأَجْنَبِيِّ فِي السُّوقِ الْقَدِيمِ.
Yankesici, eski pazarda yabancı turistin cüzdanını çaldı.
نَشَلَ اللِّصُّ الْحَقِيبَةَ مِنْ يَدِ الْمَرْأَةِ وَهَرَبَ بِسُرْعَةٍ فِي الزِّحَامِ.
Hırsız, kadının elinden çantayı kaptı ve kalabalığın içinde hızla kaçtı.
dızlamak