هَازّ

المُوسِيقَى الصَّاخِبَةُ كَانَتْ هَازَّةً النَّوَافِذَ فِي المَبْنَى.

Yüksek sesli müzik binadaki pencereleri hareket ettiriyordu.

كَانَتِ الرِّيَاحُ هَازَّةً أَغْصَانَ الأَشْجَارِ بِقُوَّةٍ فِي الغَابَةِ.

Rüzgar ormanda ağaç dallarını şiddetle sallıyordu.

الاِنْفِجَارُ كَانَ هَازًّا لِلْأَرْضِ، وَشَعَرَ بِهِ السُّكَّانُ المَحَلِّيُّونَ.

Patlama yeri titretiyordu ve yerel halk bunu hissetti.

İlişkili Kelimeler