رَأَيْتُ هَالَةً مِنَ الضَّوْءِ حَوْلَ القَمَرِ فِي تِلْكَ اللَّيْلَةِ.
O gece ayın etrafında bir ışık halesi gördüm.
رَأَيْتُ هَالَةً مِنَ الضَّوْءِ حَوْلَ القَمَرِ فِي تِلْكَ اللَّيْلَةِ.
O gece ayın etrafında bir ışık halesi gördüm.
كَانَتْ هُنَاكَ هَالَةٌ مِنَ الْغُمُوضِ تُحِيطُ بِالْقِصَّةِ الْقَدِيمَةِ.
Eski hikayenin etrafında bir gizem atmosferi vardı.
كَانَ حَوْلَ الْمُغَنِّيَةِ هَالَةٌ جَمِيلَةٌ عَلَى الْمَسْرَحِ.
Şarkıcının sahnede çevresinde güzel bir aurası vardı.
korona, nimbus