حَاوَلَ السَّجِينُ أَنْ يَهْرُبَ مِنَ السِّجْنِ لَكِنَّ الشُّرْطَةَ قَبَضَتْ عَلَيْهِ بِسُرْعَةٍ.
Mahkum hapishaneden kaçmaya çalıştı ama polis onu hızla yakaladı.
حَاوَلَ السَّجِينُ أَنْ يَهْرُبَ مِنَ السِّجْنِ لَكِنَّ الشُّرْطَةَ قَبَضَتْ عَلَيْهِ بِسُرْعَةٍ.
Mahkum hapishaneden kaçmaya çalıştı ama polis onu hızla yakaladı.
firar etmek, ipi kırmak, voltasını almak, gazlamak, tüymek
اكْتَشَفَ ضُبَّاطُ الْحُدُودِ أَنَّ الْمُهَرِّبِينَ كَانُوا يُحَاوِلُونَ تَهْرِيبَ الْمُخَدِّرَاتِ إِلَى الْبِلَادِ.
Sınır görevlileri, kaçakçıların ülkeye uyuşturucu kaçırmaya çalıştığını tespit etti.
هَرَّبَ الرِّجَالُ البَضَائِعَ عَبْرَ الحُدُودِ.
Adamlar malları sınırdan kaçak olarak geçirdi.
tüydürmek
تَسَبَّبَ الْهَرَبُ مِنَ السِّجْنِ فِي ثَغْرَةٍ أَمْنِيَّةٍ كَبِيرَةٍ.
Hapishaneden kaçış, büyük bir güvenlik açığına neden oldu.
firar