هَزَّ الطِّفْلُ رَأْسَهُ عَلَامَةً عَلَى الرَّفْضِ
Çocuk, reddetme işareti olarak başını salladı
هَزَّ الطِّفْلُ رَأْسَهُ عَلَامَةً عَلَى الرَّفْضِ
Çocuk, reddetme işareti olarak başını salladı
هَزَّ الزِّلْزَالُ الْمَدِينَةَ بِأَكْمَلِهَا
Deprem tüm şehri titretti
هَزَّ النَّادِلُ الْكُوكْتِيلَ جَيِّدًا قَبْلَ تَقْدِيمِهِ
Barmen, kokteyli servis etmeden önce iyice çalkaladı
sarsmak, çalkatmak, kımıldatmak, sarsalamak, sallatmak, titreştirmek, çalkamak, ırgalamak, ırgamak
كَانَ هُنَاكَ هَزٌّ خَفِيفٌ فِي الْأَرْضِ شَعَرَ بِهِ السُّكَّانُ
Halkın hissettiği hafif bir yer sarsıntısı vardı
sarsma, çalkalama, çalkalayış, çalkama, çalkatma, çalkayış, sarsalama, silktirme, silkeleme, silkeleyiş, titretme, sallatma, dingildetme, kımıldatma, silkme, ırgama, ırgalama