titretmek

الْقِصَّةُ الْمُرْعِبَةُ أَرْجَفَتِ الْأَطْفَالَ وَلَمْ يَتَمَكَّنُوا مِنَ النَّوْمِ.

Korkunç hikaye, çocukları titretti ve uyuyamadılar.

الْمُوسِيقَى الصَّاخِبَةُ هَزَّتِ الْمَنْزِلَ بِأَكْمَلِهِ وَتَسَبَّبَ فِي إِزْعَاجِ الْجِيرَانِ.

Yüksek sesli müzik, bütün evi titretti ve komşular rahatsız oldu.

الزِّلْزَالُ رَجَّ الْمَبَانِيَ وَأُصِيبَ الْكَثِيرُ مِنَ النَّاسِ.

Deprem, binaları titretti ve birçok insan yaralandı.

İlişkili Kelimeler