سَمِعْتُ هَمْسَةً خَفِيفَةً فِي أُذُنِي جَعَلَتْنِي أَبْتَسِمُ
Kulağımda hafif bir fısıltı duydum, bu beni gülümsetti
سَمِعْتُ هَمْسَةً خَفِيفَةً فِي أُذُنِي جَعَلَتْنِي أَبْتَسِمُ
Kulağımda hafif bir fısıltı duydum, bu beni gülümsetti
كَانَتِ الهَمْسَةُ كَافِيَةً لِإِثَارَةِ فُضُولِي حَوْلَ المَوْضُوعِ
Fısıldama, konuyla ilgili merakımı uyandırmaya yetti
fıkırtı, kımıltı, kıpırtı, üfürük, duyultu