كَانَ لَدَيْهِ هَوًى كَبِيرٌ لِتَحْقِيقِ النَّجَاحِ فِي مَجَالِ الْأَعْمَالِ.
İş dünyasında başarılı olma konusunda büyük bir arzusu vardı.
كَانَ لَدَيْهِ هَوًى كَبِيرٌ لِتَحْقِيقِ النَّجَاحِ فِي مَجَالِ الْأَعْمَالِ.
İş dünyasında başarılı olma konusunda büyük bir arzusu vardı.
كَانَ لَدَيْهِ هَوًى بِالْفَنِّ يَدْفَعُهُ إِلَى الرَّسْمِ لِسَاعَاتٍ طَوِيلَةٍ.
Sanata olan tutkusu onu saatlerce resim yapmaya itiyordu.
أَظْهَرَ هَوًى شَدِيدًا لِتَعَلُّمِ اللُّغَاتِ الْأَجْنَبِيَّةِ.
Yabancı dil öğrenmeye karşı büyük bir heves gösterdi.
sevda, şehvet, ihtiras, düşkünlük, düşkü, kapris
هَوَى الْحَجَرُ مِنْ أَعْلَى الْجَبَلِ.
Taş dağın tepesinden düştü.
فَتَحْتُ النَّافِذَةَ لِتَهْوِيَةِ الْغُرْفَةِ.
Odayı havalandırmak için pencereyi açtım.
yelpazelemek