جَاءَ وَحْدَهُ.
Tek başına geldi.
جَاءَ وَحْدَهُ.
Tek başına geldi.
يَجِبُ عَلَيْنَا أَنْ نُوَحِّدَ جُهُودَنَا لِتَحْقِيقِ السَّلَامِ فِي الْمِنْطَقَةِ.
Bölgede barışı sağlamak için çabalarımızı birleştirmeliyiz.
وَحَّدَ المُؤْمِنُ اللهَ فِي قَلْبِهِ.
Mümin kalbinde Allah'ı birler (tevhid eder).
نَسْعَى لِتَوْحِيدِ الصُّفُوفِ لِمُوَاجَهَةِ التَّحَدِّيَاتِ.
Zorluklarla başa çıkmak için safları bütünleştirmeye çalışıyoruz.
tevhit etmek, homojenleştirmek, tekdüzeleştirmek, türdeşleştirmek, kolektifleştirmek, standartlaştırmak, bağdaşıklaştırmak