وَصَلَ الْقِطَارُ إِلَى الْمَحَطَّةِ مُتَأَخِّرًا بِسَبَبِ الْأَحْوَالِ الْجَوِّيَّةِ السَّيِّئَةِ.
Kötü hava koşulları nedeniyle tren istasyona geç vardı.
وَصَلَ الْقِطَارُ إِلَى الْمَحَطَّةِ مُتَأَخِّرًا بِسَبَبِ الْأَحْوَالِ الْجَوِّيَّةِ السَّيِّئَةِ.
Kötü hava koşulları nedeniyle tren istasyona geç vardı.
وَصَلَ قِطَارُنَا إِلَى الْمَحَطَّةِ فِي السَّاعَةِ الْعَاشِرَةِ.
Trenimiz saat 10'da istasyona geldi.
وَصَلَ الْقِطَارُ إِلَى الْمَحَطَّةِ فِي الْمَوْعِدِ.
Tren istasyona zamanında ulaştı.
kavuşmak, erişmek, ermek, muvasalat etmek, eklemlemek, köprülemek
يَجِبُ أَنْ تَحْصُلَ عَلَى وَصْلٍ مِنَ الْمَالِكِ لِدَفْعِ الْإِيجَارِ.
Kira ödemesi için ev sahibinden mutlaka bir makbuz almalısın.
ulama, bağlayış, vasl
وَصَّلَ الْكَهْرَبَائِيُّ السِّلْكَ بِالْمِصْبَاحِ.
Elektrikçi kabloyu lambaya bağladı.
وَصَّلَنِي أَخِي إِلَى الْمَطَارِ.
Kardeşim beni havaalanına bıraktı.
bitiştirmek