الْوَقْتُ يَمُرُّ بِسُرْعَةٍ عِنْدَمَا تَكُونُ مُسْتَمْتِعاً بِمَا تَفْعَلُهُ
Yaptığınız şeyden keyif aldığınızda zaman hızla geçer.
الْوَقْتُ يَمُرُّ بِسُرْعَةٍ عِنْدَمَا تَكُونُ مُسْتَمْتِعاً بِمَا تَفْعَلُهُ
Yaptığınız şeyden keyif aldığınızda zaman hızla geçer.
لَيْسَ لَدَيَّ وَقْتٌ كَافٍ لِلذَّهَابِ إِلَى السِّينَمَا هَذَا الْمَسَاءَ
Bu akşam sinemaya gitmek için yeterli vaktim yok.
كَمْ مِنَ الْوَقْتِ تَحْتَاجُ الْحَافِلَةُ لِلْوُصُولِ مِنْ بَيْتِنَا إِلَى الْمَدْرَسَةِ؟
Otobüsün evimizden okula varması ne kadar süre alır?
dem, hengâm
وَقَّتَ الْمُدِيرُ مَوْعِدَ الِاجْتِمَاعِ.
Müdür toplantının vaktini belirledi.