وَقَعَ الطِّفْلُ عَلَى الأَرْضِ.
Çocuk yere düştü.
وَقَعَ الطِّفْلُ عَلَى الأَرْضِ.
Çocuk yere düştü.
وَقَعَ الْحَادِثُ فِي السَّاعَةِ الْخَامِسَةِ مَسَاءً بِالْقُرْبِ مِنَ التَّقَاطُعِ الرَّئِيسِيِّ.
Kaza, ana kavşağın yakınında akşam saat beşte meydana geldi.
وَقَعَ الزِّلْزَالُ فِي لَحْظَةٍ غَيْرِ مُتَوَقَّعَةٍ.
Deprem, beklenmedik bir anda meydana geldi.
Ayrıca: vuku bulmak, tahakkuk etmek, vaki olmak, gerçekleşmek
baş vermek, başa gelmek, cereyan etmek, husul bulmak, husule gelmek, yaşanmak
وَقَّعَ الرَّئِيسُ عَلَى الْقَانُونِ الْجَدِيدِ لِيُصْبِحَ سَارِيَ الْمَفْعُولِ.
Cumhurbaşkanı, yeni yasanın yürürlüğe girmesi için imzaladı.
imza etmek, imza atmak, imzayı basmak
عِنْدَمَا يُصْبِحُ وَقْعُ القَلْبِ غَيْرَ مُنْتَظِمٍ، يَجِبُ زِيَارَةُ الطَّبِيبِ.
Kalbin ritmi düzensizleştiğinde doktora görünmek gerekir.
tesir, etkime