كَانَ الْوَهْمُ الْبَصَرِيُّ الَّذِي رَأَيْتُهُ فِي الصَّحْرَاءِ يَجْعَلُنِي أَظُنُّ أَنَّ هُنَاكَ مَاءً.
Çölde gördüğüm görsel illüzyon, orada su olduğunu sanmama neden oluyordu.
كَانَ الْوَهْمُ الْبَصَرِيُّ الَّذِي رَأَيْتُهُ فِي الصَّحْرَاءِ يَجْعَلُنِي أَظُنُّ أَنَّ هُنَاكَ مَاءً.
Çölde gördüğüm görsel illüzyon, orada su olduğunu sanmama neden oluyordu.
رَأَى الرَّجُلُ فِي الصَّحْرَاءِ مَاءً بَعِيدًا، لَكِنَّهُ كَانَ وَهْمًا.
Adam çölde uzakta su gördü ama bu bir yanılsamaydı.
هَلْ مَا رَأَيْتُهُ كَانَ مُجَرَّدَ وَهْمٍ، أَمْ أَنَّهُ كَانَ مَوْجُودًا حَقًّا؟
Gördüğüm şey sadece bir yanılgı mıydı, yoksa gerçekten orada mıydı?
Ayrıca: sanrı, hayal
ham hayal, hülya, batıl inanç, serap, kuruntu, galatıhis, fantasma, hurafe, ılgım, yalgın, yapıntı, tevehhüm, düşlem, varsanı, batıl itikat, vehmetme