تَدَلَّتْ أَغْصَانُ الشَّجَرَةِ إِلَى الْأَسْفَلِ، وَكَادَتْ تُلَامِسُ الْأَرْضَ.
Ağacın dalları aşağı doğru ağmış, neredeyse yere değiyordu.
تَدَلَّتْ أَغْصَانُ الشَّجَرَةِ إِلَى الْأَسْفَلِ، وَكَادَتْ تُلَامِسُ الْأَرْضَ.
Ağacın dalları aşağı doğru ağmış, neredeyse yere değiyordu.
بَدَأَتِ الشَّمْسُ تَنْحَدِرُ مِنَ الْأُفُقِ أَثْنَاءَ الْغُرُوبِ.
Güneş batarken ufuktan aşağı doğru ağmaya başladı.
مَالَتْ عَرَبَةُ الْبَضَائِعِ إِلَى جَانِبٍ وَاحِدٍ، وَكَانَتْ عَلَى وَشْكِ الِانْقِلَابِ.
Yük arabası bir tarafa doğru ağmış, devrilmek üzereydi.