ağnamak

كَانَتِ الخُيُولُ تَسْتَرْخِي وَتَبْرُدُ بِالتَّمَرُّغِ فِي الرِّمَالِ.

Atlar kumda ağnayarak rahatlıyor ve serinliyorlardı.

كَانَتِ الْأَغْنَامُ تَتَدَحْرَجُ بِمَرَحٍ عَلَى الْعُشْبِ، مُسْتَمْتِعَةً بِالرَّبِيعِ.

Koyunlar çimenlerde neşeyle ağnıyor, baharın tadını çıkarıyorlardı.

كَانَتِ الْمَاعِزُ تَلْعَبُ بِالتَّقَلُّبِ عَلَى التِّلَالِ.

Keçiler tepelerde ağnayarak oyun oynuyorlardı.

İlişkili Kelimeler