ağrıtmak

الِاسْتِمَاعُ إِلَى الْمُوسِيقَى بِصَوْتٍ عَالٍ يُؤْلِمُ رَأْسِي، لِذَلِكَ يَجِبُ عَلَيَّ خَفْضُ الصَّوْتِ.

Yüksek sesle müzik dinlemek başımı ağrıtıyor, bu yüzden sesi kısmam gerekiyor.

أَكَلْتُ الْكَثِيرَ اللَّيْلَةَ الْمَاضِيَةَ وَيُوجِعُنِي مَعِدَتِي الْآنَ.

Dün gece çok fazla yedim ve şimdi midemi ağrıtıyor.

هَذَا الْوَضْعُ سَبَّبَ أَلَمًا كَبِيرًا لِقَلْبِهِ وَلَمْ يَسْتَطِعْ نِسْيَانَهُ لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ.

Bu durum, onun kalbini çok ağrıttı ve uzun süre unutamadı.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler