كَانَ الْحَدِيدُ الْمُتَوَهِّجُ جَاهِزًا لِلطَّرْقِ فِي مَوْقِدِ الْحَدَّادِ.
Akkor bir demir, demircinin ocağında dövülmeye hazır hale gelmişti.
كَانَ الْحَدِيدُ الْمُتَوَهِّجُ جَاهِزًا لِلطَّرْقِ فِي مَوْقِدِ الْحَدَّادِ.
Akkor bir demir, demircinin ocağında dövülmeye hazır hale gelmişti.
كَانَ ضَوْءُ الشَّمْسِ المُتَّقِدُ يَصْبُغُ رِمَالَ الصَّحْرَاءِ بِاللَّوْنِ الذَّهَبِيِّ.
Güneşin akkor ışığı, çölün kumlarını altın rengine boyuyordu.