كان اللص يحمل مسدسًا فضيًا لامعًا.
Hırsız parlak gümüş bir altıpatlar taşıyordu.
كان اللص يحمل مسدسًا فضيًا لامعًا.
Hırsız parlak gümüş bir altıpatlar taşıyordu.
فِي أَفْلَامِ رُعَاةِ الْبَقَرِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ الْأَبْطَالُ عَادَةً يَسْتَخْدِمُونَ مُسَدَّسَاتٍ بِسِتَّةِ طَلَقَاتٍ.
Eski kovboy filmlerinde kahramanlar genellikle altıpatlar kullanırlardı.