فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ سَائِقُو الْعَرَبَاتِ يَنْقُلُونَ الرُّكَّابَ مِنْ مَكَانٍ إِلَى آخَرَ.
Eski zamanlarda arabacılar, yolcuları bir yerden bir yere taşırlardı.
فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ سَائِقُو الْعَرَبَاتِ يَنْقُلُونَ الرُّكَّابَ مِنْ مَكَانٍ إِلَى آخَرَ.
Eski zamanlarda arabacılar, yolcuları bir yerden bir yere taşırlardı.
ذَهَبَ صَانِعُ الْعَرَبَاتِ إِلَى وَرْشَتِهِ لِصُنْعِ عَرَبَةٍ جَدِيدَةٍ.
Arabacı, yeni bir araba yapmak için atölyesine gitti.
كَانَ بَائِعُ الْعَرَبَاتِ يَبِيعُ مَجْمُوعَةً مُتَنَوِّعَةً مِنَ الْعَرَبَاتِ فِي مَتْجَرِهِ.
Arabacı, dükkanında çeşitli arabalar satıyordu.