atışmak

يَتَجَادَلُ الشَّقِيقَانِ بِاسْتِمْرَارٍ حَوْلَ أُمُورٍ تَافِهَةٍ.

İki kardeş sürekli olarak ufak tefek konularda atışıyorlar.

قَامَ الشُّعَرَاءُ الشَّعْبِيُّونَ بِتَسْلِيَةِ الْجُمْهُورِ مِنْ خِلَالِ التَّنَاظُرِ الشِّعْرِيِّ فِي السَّاحَةِ.

Halk ozanları meydanda atışarak seyircileri eğlendirdiler.

تَرَاشَقَ السِّيَاسِيُّونَ بِالْكَلَامِ عَلَى الْهَوَاءِ مُبَاشَرَةً عَلَى شَاشَةِ التِّلْفِزْيُونِ.

Politikacılar televizyonda canlı yayında atıştılar.

İlişkili Kelimeler