atmak

بَعْدَ الْأَكْلِ رَمَى الْوَلَدُ الْوَرَقَةَ فِي سَلَّةِ الْقُمَامَةِ الَّتِي بِجَانِبِ الْبَابِ.

Yemekten sonra çocuk kâğıdı kapının yanındaki çöp sepetine attı.

انْخَرَطَ الْحَشْدُ فِي سُلُوكِيَّاتٍ خَطِيرَةٍ مِثْلِ قَذْفِ الْحِجَارَةِ عَلَى الشُّرْطَةِ خِلَالَ الِاحْتِجَاجِ.

Kalabalık, protesto sırasında polise taş atmak gibi tehlikeli davranışlarda bulundu.

قَامَ الْبَحَّارُ بِطَرْحِ الشَّبَكَةِ فِي الْبَحْرِ لِصَيْدِ السَّمَكِ.

Denizci, balık yakalamak için ağı denize attı.

Ayrıca: أَلْقَى

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler