فِنَاء — أَفْنِيَة
كَانَتْ مُعْظَمُ الْمَنَازِلِ الْقَدِيمَةِ تَحْتَوِي عَلَى فِنَاءٍ وَاسِعٍ مَعَ بِئْرٍ فِي الْمُنْتَصَفِ.
Eski evlerin çoğunda, ortasında bir kuyu bulunan geniş bir avlu vardı.
كَانَتْ مُعْظَمُ الْمَنَازِلِ الْقَدِيمَةِ تَحْتَوِي عَلَى فِنَاءٍ وَاسِعٍ مَعَ بِئْرٍ فِي الْمُنْتَصَفِ.
Eski evlerin çoğunda, ortasında bir kuyu bulunan geniş bir avlu vardı.
زَرَعَ جَارُنَا أَزْهَارًا مُلَوَّنَةً فِي حَوْشِ مَنْزِلِهِ.
Komşumuz, evinin avlusuna rengarenk çiçekler dikmiş.
يَلْعَبُ الطُّلَّابُ فِي بَاحَةِ الْمَدْرَسَةِ خِلَالَ فَتَرَاتِ الِاسْتِرَاحَةِ.
Okulun avlusunda öğrenciler teneffüslerde oyun oynuyorlar.
فِنَاء الدَّار، حُوَيْش