رَكَضَ الْوَلَدُ فِي الْحَدِيقَةِ وَسَقَطَ لِأَنَّ رِبَاطَ حِذَائِهِ كَانَ مَحْلُولًا.
Çocuk bahçede koştu ve ayakkabısının bağı çözük olduğu için düştü.
رَكَضَ الْوَلَدُ فِي الْحَدِيقَةِ وَسَقَطَ لِأَنَّ رِبَاطَ حِذَائِهِ كَانَ مَحْلُولًا.
Çocuk bahçede koştu ve ayakkabısının bağı çözük olduğu için düştü.
تُشَكِّلُ الْعَلَاقَاتُ الْأُسَرِيَّةُ أَسَاسَ الْمُجْتَمَعِ وَيَجِبُ تَعْزِيزُهَا.
Aile bağları, toplumun temelini oluşturur ve güçlendirilmelidir.
فِي الصَّيْفِ يَذْهَبُ جَدِّي إِلَى كَرْمِهِ الْقَرِيبِ مِنَ الْقَرْيَةِ لِيَقْطِفَ الْعِنَبَ.
Yazın dedem üzüm toplamak için köye yakın bağına gider.
Ayrıca: بُسْتَان
رَابِطَة، رَبْطَة، كَرْمَة، دَالِيَة، وَثَاق، آصِرَة، إِسَار، وَشِيجَة، أَوَاصِر، وِكَاء