bağrışmak

بَدَأَ الْأَخَوَانِ بِالتَّصَارُخِ بِصَوْتٍ عَالٍ فِي الْحَدِيقَةِ بِسَبَبِ اللُّعْبَةِ.

İki kardeş, oyuncak yüzünden bahçede yüksek sesle bağrışmaya başladılar.

تَصَايَحَ الْمُشَجِّعُونَ بِفَرْحَةٍ بَعْدَ فَوْزِ فَرِيقِهِمْ.

Taraftarlar, takımlarının galibiyeti üzerine sevinçle bağrıştılar.

كَانَ الزَّوْجَانِ يَتَجَادَلَانِ بِصَوْتٍ عَالٍ بِشَكْلٍ مُتَكَرِّرٍ بِسَبَبِ الْمَشَاكِلِ فِي عَلَاقَتِهِمَا، وَهَذَا كَانَ يُنْهِكُهُمَا.

Çift, ilişkilerindeki sorunlar yüzünden sık sık bağrışıyorlardı ve bu durum onları yıpratıyordu.

İlişkili Kelimeler