كَانَ الطِّلَاءُ دَاخِلَ الْمَنْزِلِ قَدِيمًا جِدًّا، وَكَانَ يَجِبُ تَجْدِيدُهُ.
Evin içindeki badana çok eskiydi, yenilemek gerekiyordu.
كَانَ الطِّلَاءُ دَاخِلَ الْمَنْزِلِ قَدِيمًا جِدًّا، وَكَانَ يَجِبُ تَجْدِيدُهُ.
Evin içindeki badana çok eskiydi, yenilemek gerekiyordu.
تَبْيِيضُ الْجُدْرَانِ يَجْعَلُ الْغُرْفَةَ تَبْدُو أَكْثَرَ إِشْرَاقًا.
Duvarlara badana yapmak, odayı daha aydınlık gösterir.
اِشْتَرَيْنَا دِهَانًا أَبْيَضَ لِجُدْرَانِ الْغُرْفَةِ.
Odanın duvarları için beyaz badana aldık.
كَلَّسَ، لِيَاسَة، تَمْلِيط