هَيْمَنَةُ هَذِهِ الشَّرِكَةِ فِي السُّوقِ تَضَعُ مُنَافِسِيهَا فِي وَضْعٍ صَعْبٍ.
Bu şirketin piyasadaki baskınlığı rakiplerini zor durumda bırakıyor.
هَيْمَنَةُ هَذِهِ الشَّرِكَةِ فِي السُّوقِ تَضَعُ مُنَافِسِيهَا فِي وَضْعٍ صَعْبٍ.
Bu şirketin piyasadaki baskınlığı rakiplerini zor durumda bırakıyor.
سَيْطَرَةُ الْجَيْشِ عَلَى الْبِلَادِ تُهَدِّدُ الدِّيمُقْرَاطِيَّةَ.
Ordunun ülkedeki baskınlığı demokrasiyi tehdit ediyor.
تُحَسُّ غَلَبَةُ تِكْنُولُوجْيَا الْحَاسُوبِ فِي كُلِّ مَجَالَاتِ حَيَاتِنَا.
Bilgisayar teknolojisinin baskınlığı hayatımızın her alanında hissediliyor.
Ayrıca: تَفَوُّق