نَظَرَ الرَّجُلُ إِلَى مَا يَحْدُثُ بِغَبَاءٍ دُونَ إِبْدَاءِ أَيِّ رَدِّ فِعْلٍ، وَكَأَنَّهُ لَا يَفْهَمُ مَا يَجْرِي.
Adam, olanlara bel bel bakarak hiçbir tepki vermedi, sanki ne olduğunu anlamıyordu.
نَظَرَ الرَّجُلُ إِلَى مَا يَحْدُثُ بِغَبَاءٍ دُونَ إِبْدَاءِ أَيِّ رَدِّ فِعْلٍ، وَكَأَنَّهُ لَا يَفْهَمُ مَا يَجْرِي.
Adam, olanlara bel bel bakarak hiçbir tepki vermedi, sanki ne olduğunu anlamıyordu.
بَعْدَ الْحَادِثِ، كَانَ الْجَمِيعُ يَنْظُرُونَ بِذُهُولٍ، وَلَمْ يَعْرِفْ أَحَدٌ مَاذَا يَفْعَلُ.
Kazadan sonra herkes şaşkınlıkla bel bel bakıyordu, kimse ne yapacağını bilemiyordu.