وَضَعَ الطِّفْلُ حَفْنَةً مِنَ الْبُنْدُقِ فِي جَيْبِهِ وَرَكَضَ بَعِيدًا.
Çocuk, bir avuç fındığı cebine koydu ve koşarak uzaklaştı.
وَضَعَ الطِّفْلُ حَفْنَةً مِنَ الْبُنْدُقِ فِي جَيْبِهِ وَرَكَضَ بَعِيدًا.
Çocuk, bir avuç fındığı cebine koydu ve koşarak uzaklaştı.
فَقَطْ عَدَدٌ قَلِيلٌ مِنَ النَّاسِ دَعَمُوا هَذَا الْمَشْرُوعَ، لِذَلِكَ لَمْ نَتَمَكَّنْ مِنَ النَّجَاحِ.
Sadece bir avuç insan bu projeye destek verdi, bu yüzden başarılı olamadık.