أَنْتَ مُحِقٌّ فِي هَذَا الأَمْرِ إِلَى حَدٍّ مَا، وَلَكِنْ لَيْسَ تَمَامًا.
Bu konuda bir dereceye kadar haklısın, ama tamamen değil.
أَنْتَ مُحِقٌّ فِي هَذَا الأَمْرِ إِلَى حَدٍّ مَا، وَلَكِنْ لَيْسَ تَمَامًا.
Bu konuda bir dereceye kadar haklısın, ama tamamen değil.
لَقَدْ نَجَحَ هَذَا الْمَشْرُوعُ إِلَى حَدٍّ مُعَيَّنٍ، وَلَكِنَّهُ كَانَ يُمْكِنُ أَنْ يَكُونَ أَفْضَلَ.
Bu proje bir dereceye kadar başarılı oldu, ancak daha iyi olabilirdi.
مَا تَقُولُهُ يَبْدُو مَنْطِقِيًّا بِقَدْرٍ مُعَيَّنٍ.
Söylediklerin bir dereceye kadar mantıklı geliyor.